Tatul Hakobyan ’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı, Yirminci bölüm
Azerbaycan’ın bağımsızlığından sonra gerçekleştirilen ilk başkanlık seçimlerinden önce de Abulfaz Elçibey fiili olarak ülkenin başkanıydı. Halk Cephesi’nin lideri, yürütme organı binasına taşınıp, geçici İsa Gambar hükümetinin tüm kararlarının görüşmeleri ve kabulüne katılmaktaydı.
Amerikalı gazeteci Thomas Goltz’un hatırladığına göre garip seçimlerdi bunlar. Güvenlik gerekçeleriyle ön seçim mitingleri ve gösterileri yasaklanmış olduğundan, başkan adayları televizyon ekranlarından oy mücadelesi vermekteydi. Gerçek ismi olan Abulfaz Aliyev adıyla seçim mücadelesine giren Elçibey, ekranda ilk görünen kişiydi. Karabağ’ın, Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu tekrarlayıp, uluslar arası kuruluşların çabalarıyla komşu Ermenistan’la geniş çaplı bir savaşın içine çekilmekten kaçınarak barışçıl bir çözüme ulaşabilecekleri ümidini beyan etti. Lakin kendi fikrine göre savaş kaçınılmaz olacağından, Azerbaycan’a ordu gerekliydi. Diğer beş adaydan Tamerlan Ğarayev, Etibar Mamedov, Yağub Mamedov, Rafik Abdullayev ve İlyas İsmayilov genelde Halk Cephesi’ne yakın duran kişilerdi ve bu yüzden söyleyecek fazla bir şeyleri yoktu. Parlamentonun başkan yardımcısı ve Halk Cephesi üyesi Ğarayev’in, mantık açısından Elçibeyi desteklemesi gerekiyordu. Lakin kendisini seçim mücadelesine iten sebepleri televizyon ekranından takdim edemedi. Ğarayev, seçim mücadelesinden çekildi.
Milli Bağımsızlık Partisi önderi Etibar Mamedov, hemen tüm yayın süresini kullanmasına rağmen seçim öncesinde adaylıktan çekildi. Kısa süreliğine Azerbaycan’ın önderliğini yapmış olan diğer Mamedov ve Abdullayev ile İsmayilov sonuna kadar kalıp seçimlere katılmalarına rağmen çok az oy elde ettiler. Az tanınan bir bilim adamı olan Nizami Suleymanov son anda adaylığını koyarak, geçen on yıllar ve geçmiş yönetimler döneminde Azerbaycan’ın soyulmuş olmasına rağmen ülkenin zengin, çok zengin bir devlet olduğu konusunda seçmenleri ikna etmeye çalışıyordu.
Azerbaycan’ın büyük yer altı zenginliklerine sahip olmasından dolayı da önemli ihtiyaç maddelerinin fiyatını bin misli indirme sözü vermekteydi. Tahminen bu boş vaatler Suleymanov’a %30 oy sağladı.
7 Haziran 1992’deki Azerbaycan başkanlık seçimlerinde, Halk Cephesi önderi Abulfaz Elçibey, oyların % 60’ını elde ederek zafer kazanır.1
Elçibey’in, başkan seçildikten sonraki Karabağ tasarısı, Karabağ’dan tüm Ermenileri kovmak olmuştur. Bu görev, kendi düşüncesine göre milli ordunun yardımıyla gerçekleştirilebilecekti.2
“Bu yılın Ekimine kadar Karabağ’da bir tek Ermeni dahi kalmış olursa, Azerbaycan halkı beni Bakû meydanında darağacına çıkarsın”,- diye söz vermekteydi halkına.3
Farklı zamanlarda ise Stepanakert’te çay içecek veya ayaklarını Sevan Gölü’nün sularında yıkayacak olmasıyla övünmekteydi. Rus yanlısı Muttalibov’a karşın Elçibey, Rus düşmanı ve Türk yanlısıydı. Moskova’da katıldığı görüşmelerde dahi Rusça konuşmaktan imtina edip tercüman vasıtasıyla konuşuyor, İran karşıtı görüşlerini saklamıyor ve Tebriz’i birleşik Azerbaycan’ın başkenti olarak kabul ediyordu. Başkanlık seçimlerinden daha beş gün geçmeden, 12-15 Haziran arasında Azerbaycan silahlı kuvvetleri geniş çaplı bir saldırıyla tüm Şahumyan bölgesi ile Askeran ve Martakert bölgelerinin birkaç yerleşim yerini kontrolü altına alır. Ermenistan cumhurbaşkanı, bu karşı saldırının haberini Brezilya’nın Rio de Janerio şehrinde alır.
Ter-Petrosyan’ın 13 Haziranda yayınlanan deklarasyonunda, “Ermenistan, Azerbaycan’ın saldırılarını kesin bir dille protesto edip, Dağlık Karabağ’a karşı başlatılan geniş çaplı saldırıyı durdurup yeni insani kayıplarının ve yıkımın önünü almak için uluslar arası topluma acil önlemler alınması çağrısında bulunmaktadır. Ermenistan’ın, Azerbaycan’ı dizginlemek için uluslar arası baskının gecikmesi durumunda, Dağlık Karabağ halkının hakları ve güvenliğini sağlamak için kesin ameliyeler ve gerekli yardım ve desteği sağlamaktan başka çaresi kalmayacaktır”. Ter-Petrosyan, başkan Bush ve başbakan Demirel’le görüşür.4
Azerbaycan’ın saldırısı beklenmedik değildi. Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Savunma Komitesi başkanı Serj Sargısyan şöyle açıklamaktaydı. “Düşmanın er veya geç benzer bir saldırı gerçekleştireceğini biliyorduk. Hazırlıksız olduğumuzu söylemek pek doğru olmaz. Geniş çaplı bu güce karşı koymaya maalesef muvaffak olamadık. Yaklaşık bir hesapla, saldırıya 150 zırhlı araç ve birkaç bin asker katılmaktaydı. BDT ordusundan büyük miktarda araç verilmişti Azerbaycan’a”. Yenilginin diğer bir sebebini Sargısyan şöyle açıklamaktadır. “Şuşi ve Laçin’den sonra sanki bir bayram havası esmekteydi, çoğu kişi, savaşın kendi paylarına düşen kısmının sona ermiş olduğu ve devamını yeni gelenlerin, askere alınanların getireceğini düşünüyordu”.5
Arkadi Ter-Tadevosyan şöyle belirtmektedir. “Martakert’te biz Ruslara karşı çarpışıyorduk. Gence’de kalmış olan, Sovyet ordusunun aç subayları tanklarla Martakert’e kadar gelip, Azerbaycanlıları bizimle karşı-karşıya bırakarak aniden dönüp uzaklaştılar.6
Ter-Tadevosyan, yenilgiyle ilgili bir dizi başka sebepler de öne sürmekteydi. Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kuruluşunun gecikmesi, HHŞ’li (Ermeni Milli Hareketi, EMH) yönetim ve HHD (Ermeni Devrimci Federasyonu, EDF)arasındaki sert siyasi zıtlaşma. Şuşi zaferi ve Laçin koridorunun açılışı sonrasında Ermeni kuvvetleri arasında hâsıl olan bayram havası. “Ermenistan ve Artsakh’ın siyasi yönetimleri iktidar mücadelesiyle uğraşmakta olup, Artsakh’ın savunmasını güçlendirilme yolunda gerekenleri yerine getirmediler. Bu konudaki suç ilk başta Ermenistan’ın siyasi ve askeri yönetiminindir, çünkü Artsakh’ın savunmasını güçlendirmeye yönelik imkânlar onların elindeydi (birlikler, silah ve cephane). Martakert bölgesinin savunma komutanlığı, Stepanakert ve Ermenistan’dan gerekli yardımı alamadı”,- diye yazmaktadır Ter-Tadevosyan.7
Zaferin sahibi vardır, hatta bazen birçok, fakat yenilgi yetimdir. Bu halk felsefesi tam da Şuşi-Laçin zaferiyle Şahumyan-Martakert yenilgisine uymaktadır. Karabağ kuvvetleri ve sivil halk panik içinde Artsakh’ın kuzey bölgelerini terk ettiğinde, Ermenistan ve Ermenistan yönetimi de suçlu olmakta, fakat Şuşi kurtarıldığında, Ermenistan’dan askeri yardım verilmediğini göstermek için çaba sarf edilmektedir.
Samvel Babayan, Şahumyan ve Martakert yenilgileriyle ilgili silah eksikliği üzerinde durmaktadır. “Eski Sovyetler Birliği 4. ordusunun tüm silahları Şubat 1992’de Azerbaycan’a teslim edildi. Azerbaycan bu işlerle meşgulken biz Şuşi operasyonunu aniden başlayıp başarıyla sonuçlandırdık. Lakin cephane eksikliğimiz vardı. Eski Sovyetler Birliği 7. ordusunun silahlarından bir kısım ancak Ağustosta teslim edildi. Rusya’nın, savaş yıllarında Artsakh’a ve Ermenistan’a yardım ettiği konusunda Azerbaycan, hatta bazen Ermenistan tarafından dahi ileri sürülen iddialar doğru değildir. O dönemdeki başarısızlıklarımızın esas sebebi silah ve cephane eksikliği olmuştur”.8
Taşkent, Sovyet silahlarının dağıtımı
Ermenistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanları 14 Mayıs 1992’te tamamen farklı işlerle meşguldü. Ter-Petrosyan, beş BDT ülkelerinden Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan yöneticileriyle, Taşkent’te BDT silahlı kuvvetlerinin statüsü ve ilerdeki durumuyla ilgili sorunları görüşüyordu. Bakû’de ise o günü ve sadece bir günlüğüne, Mutalibov yönetime gelmişti.
15 Mayıs tarihinde, Özbekistan’ın başkentinde Toplu Güvenlik Antlaşması imzalanıp, Sovyet silahları BDT ülkeleri arasında paylaşılmaktaydı. Sovyet silahlarından kimin ne kadar faydalanmış olduğu çelişkili ve tartışmalıdır.
Ter-Petrosyan’ın iddia ettiğine göre 1992 yılı başından itibaren Azerbaycan milli ordusuna “Transkafkasya askeri bölgesinin toplam 8 megatonluk silah ve cephane depoları, S-72’ler de dâhil olmak üzere ellinin üstünde tank, yüzün üzerinde zırhlı araç, içlerinde BM-21 Grad ların de bulunduğu onlarca büyük çaplı roket bataryası, dokuz adet hücum helikopteri, obüsler ve diğer silahlar ve cephaneler”,- teslim edilmişti. “Tüm bu silahlar bir tek mermi atılmadan ve askerlerin herhangi bir karşı koyması olmadan ele geçiriliyor ve yerli halkı fiziki olarak ortadan kaldırmak niyetiyle anında Karabağ’da ortaya çıkıyordu”.9
Rusya’nın Ermenistan’daki ilk elçisi Vladimir Stupişin, 20 Haziran 1992’de Ter-Petrosyan’la yapmış olduğu sohbetten bir kısmını şöyle aktarmaktadır. Ter-Petrosyan, Azerbaycan’ın Moskova tarafından silahlandırılmasıyla ilgili kaygılarını dile getirmektedir. “Tank ve diğer askeri teçhizatı teslim alan Azerbaycanlılar Dağlık Karabağ’a karşı saldırıya geçti. Çatışmalarda Rus kiralık askerleri kullanıldı, Stepanakert’i bombalayan askerler onlardı. Rusya’yı gelecekte de müttefik olarak görmek isteyen Ermenistan halkı bu durumu kabullenemiyor”.10
Sovyet cephanesinden kendisine düşen pay, Ermenistan’ın eline geç ulaşır. Vahan Şirkhanyan, 7. orduya ait malzemenin Ermenistan’a devri sürecine katılmıştı. “Graçov, emri Mayıs 1992’de imzaladı. Azerbaycan, o sırada silahları, cephaneyi askeri araçları (kendi bölgesindeki Sovyet silahlarını) düpedüz zapt etmişti. Emrin imzalanmasına kadar ilişkiler gergin, hatta düşmancaydı. Onlar [Ruslar], başkanın emrini es geçerek silah, cephane ve askeri araçları Ermenistan’dan çıkarmak istiyorlardı. Emrin imzalanmasından sonra üç Rus tümeninden ikisini aldık ve birini onlara bıraktık, bu biri de daha sonra Gümrü’deki 102. Askeri garnizonun temelini oluşturdu. Ermenistan’da hava kuvvetleri bulunmadığından, Azerbaycan’da ise çok iyi iki askeri havaalanı ve çok sayıda uçak bulunduğundan dolayı hava kuvvetleri açısından her zaman zayıf olduk”.11
Sovyet silahlarından bir kısım, Dağlık Karabağ’a da pay çıkar. 366. mekanize piyade alayının Stepanakert’ten çıkarılışına Karabağlılar karşı koyar. Haziran 1994’te Rus televizyon kanalına verdiği mülâkatta Robert Koçaryan, Karabağ’daki savaşın, öncelikle Sovyetler Birliği tarafından Azerbaycan ve Ermenistan’a bırakılan silahlarla sürdürüldüğünü belirtir. “Karabağ bölgesinde üç birliğin bulunmuş olduğu ve o silahların bize kalması bizim tek şansımızdı. Bunlar Sovyet silahlarıydı. Antlaşmaya göre biz bu silahları Azerbaycan’a teslim edecektik, fakat biz buna izin vermedik. O silahlara el koyduk. Biz bu silahları, Sovyet silahlarından payımıza düşen ve Karabağ’ın 70 yıl zarfında kazanmış olduğu hukuki hakkı olarak kabul ediyoruz”.12
Rus muhabirin “Ermenistan’dan bir şeyler geliyor mu?”,- sorusuna Koçaryan “Ermenistan bize gerçekten de hava savunma silahları verdi. Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni böylelikle kısmen Azerbaycan hava kuvvetlerinin uçuşlarından koruyabildik”,- diye cevaplamaktaydı.13
Silah sağlanması ricasıyla Ter-Petrosyan şahsen Yeltsin’e başvurur. Sovyet askeri mühimmatından Azerbaycan’a, Ermenistan’dan fazla pay düşmüş olduğundan dolayı Rusya cumhurbaşkanı dengeyi sağlamaya karar verir. Ter-Petrosyan’ın sözleriyle “Rusların, Ermenilere yardım etmiş olmasıyla ilgili tüm söylentiler büyük oranda efsaneden ibarettir, Ruslar soylu duruş sergileyip dengeyi sağladılar”. “Azerbaycan’da, Ermenistan’da olduğundan üç misli daha fazla silah bulunduğu ortaya çıktı. Ruslarla yapılan görüşmeler esnasında bunun tazmin edilmesi sonucuna vardık, onları bu konuda ikna edebildim. Yeltsin, güçler dengesinin korunması gerektiğini kabul etti. Sadece denge. Daha sonraki yıllarda 1992, 1993 ve 1994 yıllarında Azerbaycan’la aramızdaki askeri farkı hemen tamamıyla kapatmıştık. 1994’te aynı seviyedeydik, araçlar, tanklar, toplar, zırhlı araçlar ve roketleri kastetmekteyim”,- diyor Ter-Petrosyan.14
Vazgen Sargısyan, 1993 kışında “Transkafkasya askeri bölgesinin resmi gazetesinde basılmış olan Rus istihbarat verilerini sunabilirim. Azerbaycan’ın ne kadar, Gürcistan’ın ne kadar ve Ermenistan’ın ne kadar silah ve cephane elde ettikleri orada yazılıdır. Bu verileri bir yıl önce açıklasaydık (bunu sadece cumhurbaşkanı ve ben biliyorduk) ümitsizlikten halkın kalbi dururdu. Altı-yedi ay boyunca bir buçuk tümenle dört tümene karşı savaşıyor, yirmi misli az cephaneyle dövüşüyorduk”,- diye itiraf etmekteydi.15
1997 yılında General Lev Rokhlin, Yüksek Duma’ya sunduğu raporda Rusya’nın, ağırlıklı olarak 1995-96 yıllarında Ermenistan’a yaklaşık bir milyar dolarlık askeri malzeme vermiş olduğunu iddia etmekteydi.16
Elçibey’in gerçek ismi Aliyev olup daha sonra Elçibey olarak değiştirilmiştir. Bakû devlet üniversitesi tarih fakültesinde hocalık yaptığı yıllarda Sovyet karşıtı hareketlere katılmasından dolayı 1975 yılında KGB tarafından tutuklanarak bir buçuk yıl hapis yatar. 2000 yılında, 62 yaşındayken vefat eden Elçibey, Şehitler ağaçlı yolunda gömülmüştür.
Thomas Goltz, p. 264.
Caroline Cox and John Eibner, Ethnic Cleansing in Progress: War in Nagorno Karabakh, with a preface by Elena Bonner Sakharov. Institute for Religious Minorities in the Islamic World, Zurich, Washington, 1993.
Hayastani Hanrapetutyun (Ermenistan Cumhuriyeti) gazetesi, Yerevan, sayı 116, 16 Haziran 1992.
Artsakh gazetesi, Stepanakert, sayı 5, 15 Haziran 1992.
Ter-Tadevosyan’la yapılan görüşmeden, 12 Nisan 2006, Yerevan.
Аркадий Тер-Тадевосян, “Анализ боевых действий в Арцахе (июль 1991- июль 1992)”, “Strateji ve güvenlik sorunları”, s. 575-577.
Babayan’la yapılan görüşmeden, 4 Nisan 2006, Yerevan.
Hayastani Hanrapetutyun gazetesi, Yerevan, sayı 51, 14 Mart 1992.
Владимир Ступишин, “Моя миссия в Армению, 1992-1994, воспоминания первого посла России”, Academia, Москва, 2001, с. 30.
Şirkhanyan’la yapılan görüşmeden, 15 Nisan 2006, Yerevan.
Andrey Kraulov’un “Gerçek anı” programında Koçaryan’la yaptığı söyleşi, 10 Ocak, Rusya Merkez Televizyonu, özeti Artsakh gazetesinden, sayı 6, 19 Ocak 1994.
Газета Сегодня, Москва, # 12, январь 1994 г.
Thomas de Waal, p. 199.
Hayastani Hanrapetutyun gazetesi, Yerevan, sayı 29, 13 Şubat 1993.
Лев Рохлин, “Спецоперация или коммерческая афера?”, “Независимое военное обозрение”, Москва, # 13, 1997 г.
Photo- Levon Ter-Petrosyan, Abulfaz Elçibey, Nisan, 1993, Istanbul
The post Elçibey’in geçici başarısı appeared first on Aniarc.
#news #abulfazelçibey #ayazmutalibov #featured #karabağgüncesi #levonterpetrosyan #serjsargısyan #yeşilvesiyah
Tatul Hakobyan’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı, Yirminci bölüm Azerbaycan’ın bağımsızlığından sonra gerçekleştirilen ilk başkanlık seçimlerinden önce de Abulfaz Elçibey fiili olarak ülkenin başkanıydı. Halk Cephesi’nin lideri, yürütme organı binasına taşınıp, geçici İsa Gambar hükümetinin tüm kararlarının görüşmeleri ve kabulüne katılmaktaydı. Amerikalı gazeteci Thomas Goltz’un hatırladığına göre garip seçimlerdi bunlar. Güvenlik gerekçeleriyle ön seçim […]
1915 and the Declaration on Independence – August 23, 1990
From 1965, April 24 was commemorated in Armenia. Unlike in the Diaspora, the press did not pay too much attention to this event. And so, in the April 24, 1988 issue of the official Sovetakan Hayastan newspaper there was not even a single line concerning the genocide. On the first page of the April 26 publication of the paper, there was a short item, without a picture, “Visit to the Tzitzernakabert Memorial”, in which it was said that, “On April 24 thousands of Yerevan residents visited Tsitsernakabert and laid wreaths and flowers in memory of the 1915 victims and honoured the memory of the genocide victims with one minute’s silence.” Armenia’s communist leaders, headed by First Secretary Karen Demirjyan, were among the visitors.
One year later, in 1989, Soviet Armenia’s leadership, thus also the media attached more importance to April 24. One of the reasons was that on November 22, 1988, the Supreme Soviet of the Armenian SSR adopted a law condemning the Armenian Genocide. On April 24, 1989, in addition to the Armenian communist leadership, Vazgen I, the Catholicos of All Armenians, Garegin II, the Catholicos of the Great House of Cilicia, and USSR Deputy Prime Minister Silayev were also among those visiting Tsitsernakabert.
On January 8, 1990, the Central Committee Bureau of Armenia’s Communist Party examined the issue of preparatory activities and events dedicated to the 75th anniversary of the Armenian Genocide. “As a result of the Armenian Genocide, Western Armenia lost all of its local residents, and those Western Armenians who survived were scattered around the world,” said the Bureau’s announcement. Apart from that, the Bureau accepted the suggestion of the Academy of Sciences of the Armenian SSR to hold an academic conference in the second half of April 1990 in Yerevan “concerning the issue of the Armenian Genocide in Ottoman Turkey, with the participation of Soviet and foreign experts.”
In essence, the tradition to commemorate the Armenian Genocide every five years with international conferences was started on the initiative of Armenian communists. Moreover, Vladimir Movsisyan, the First Secretary of the Central Committee of the Communist Party of Armenia was the first to publicly emphasise the necessity of having an Armenian Genocide Museum-Institute.
During his speech at the international conference entitled, “The Armenian Genocide: History, Theory, Political Responsibility” held in Yerevan on April 17-20, 1990, Movsisyan said, “It is necessary to create an international academic research institute in Yerevan, within the system of the USSR Academy of Sciences, for the study of the Armenian Genocide”. An evening memorial event was also held in the Sport and Concert Complexat Tsitsernakabert, during which Movsisyan and the Catholicos of All Armenians, Vazgen I, delivered speeches.
All four pages of the April 24, 1990, issue of the newspaper Khorhrdayin Hayastan were dedicated to the Armenian Genocide. US President George Bush’s statement about the “horrible massacres” of 1915-1923 was also printed on the first page. Among US Presidents, Bush Sr. was the first to address the Armenians in America on the occasion of April 24. Turkey conveyed its disappointment following Bush’s “painful announcement” through its Foreign Affairs Ministry and President Özal. Ankara noted that the announcement contradicted the spirit of the relations between the USA and Turkey. In response, the White House stressed that the statement was not directed towards present-day Turkey.
During a speech in parliament, Vladimir Movsisyan declared that, during the 1920s, “all international treaties and state and party decisions signed behind our nation’s back and violating its national interests must be reviewed and annulled,” adding, “Parliament must demand rights on a state level to defend the Armenian Cause and achieve international recognition of the 1915 Genocide.”
On August 4, 1990, Armenia’s parliament elected Ter-Petrosyan as chairman and, on the 23rd, adopted the Declaration on Independence. There were some points in their drafts that, one way or another, related to Armenian-Turkish relations, the Armenian Genocide, and the Armenian Cause.
From the dozen or so drafts of the Declaration on Independence, the relevant parliamentary committee presented three versions to be discussed by the members of parliament. In one of the versions it said that, “The December 2, 1920, [Alexandrapol] Treaty was forced on Armenia,” after the signing of which Russia and Turkey “occupied Armenia” and, “On March 16, 1921, ignoring the existence of independent Armenia and violating international legal norms, the Russian-Turkish [Moscow] Treaty was signed without the representatives of Armenia, by which the majority of Armenia’s territories were given to Turkey and Azerbaijan”.
One of the drafts proposed “recognising treaties dividing” the Republic of Armenia “as illegal” and also to “once again adopt the Treaty of Sèvres.” In the third version, no reference whatsoever was made to the Armenian Cause and the genocide. In one of its August issues, Khorhrdayin Hayastan published the draft of the declaration presented by the Republican Party of Armenia, in which there was not one word about 1915.
After the three versions, the special parliamentary committee presented a new version for the draft of the declaration which was comprised of eleven clauses, in which once again there was no mention of 1915. Committee member Mekhak Gabrielyan suggested adding the following after the tenth clause: “Consider all agreements signed by Soviet Armenia and all agreements and decisions made by party organs concerning it and signed without the participation of Soviet Armenia, from December 2, 1920 until 1923, to be void and illegal.” Four other committee members suggested the following: “The Republic of Armenia supports the demands of all Armenians around the world for international condemnation and punishment for the 1915 Armenian Genocide in Ottoman Turkey and Western Armenia.”
Raphael Ishkhanyan, MP at the time, writes, “The longest debate was about mentioning our greatest tragedy of 1915 in the declaration. Ter-Petrosyan explained convincingly that including the issue of the genocide in Armenia’s Declaration on Independence is not appropriate from both the political and diplomatic point of view, and that it can be referred to in another document. Six or seven other parliament members brought forward the same argument. But primitive Armenian sentiment once again defeated reason. Grandiloquent speeches were made on behalf of the Diaspora on how we could forget our victims, and how not mentioning 1915 in the declaration is treacherous. Only 25 members of parliament voted against mentioning 1915 in Armenia’s Declaration on Independence.”
In the Declaration on Independence adopted on August 23, 1990, which was signed by Ter-Petrosyan, the Chairman of the Supreme Soviet or parliament, it was noted, “Armenia stands in support of the task of achieving international recognition of the 1915 Genocide in Ottoman Turkey and Western Armenia.”
Official Ankara and Turkish diplomats also pointed out this very point and, by turning it into a pretext, refused to establish diplomatic relations with Armenia.
This piece is from Tatul Hakobyan 's book - ARMENIANS and TURKS
The post 1915 and the Declaration on Independence - August 23, 1990 appeared first on Aniarc.
#inenglish #news #featured #levonterpetrosyan #raphaelishkhanyan #vladimirmovsisyan
From 1965, April 24 was commemorated in Armenia. Unlike in the Diaspora, the press did not pay too much attention to this event. And so, in the April 24, 1988 issue of the official Sovetakan Hayastan newspaper there was not even a single line concerning the genocide. On the first page of the April 26 […]
Կրակոցներ ընտրատեղամասի մոտ՝ «Բարգավաճ Հայաստանի» ու «Վերելքի» միջև
Ոստիկանության հաղորդմամբ՝ հունիսի 20-ի առավոտյան Ազատաշեն գյուղի թիվ 11/11 ընտրատեղամասում կրակոցներ են հնչել: Պարզվել է, որ տեղամասից դուրս տեղի է ունեցել վիճաբանություն «Բարգավաճ Հայաստան» և «Վերելք» կուսակցությունների ներկայացուցիչների միջև, ինչի ժամանակ գազային ատրճանակից կրակոց է արձակվել: ՍիվիլՆեթի նկարահանող խումբը եղել է դեպքի վայրում և զրուցել վկաների, ինչպես նաև ընտրատարածքի հանձնաժողովի նախագահի հետ։
The post Կրակոցներ ընտրատեղամասի մոտ՝ «Բարգավաճ Հայաստանի» ու «Վերելքի» միջև appeared first on CIVILNET.
#armvote #արտահերթընտրություններ2021 #թոփ #լրահոս #քաղաքական #քաղաքականություն #astghikmelkonyan #banavech #levonterpetrosyan #surensahakyan #tatevzoryan #աստղիկմելքոնյան #ատելությանմթնոլորտ #բանավեճ #լևոնտերպետրոսյան #հակ #սուրենսահակյան #տաթևզորյան #քաղաքացուորոշում #քո