Sumgait, Azerbaycan – Şubat 27-29, 1988
Sonya Hakobyan, Azerbaycan’ın Sumgait kentindeki katliamlardan üç gün önce yeni konutuna taşınmıştı. Hazar Denizi kıyısına serpilmiş olan işçi şehrinde ne kadar Ermeni’nin yaşadığının farkına ancak Ermeni katliamları günlerinde varacaktı. O ve ailesi, yaklaşık beş bin Ermeni’yle birlikte katliamcılardan kaçarak, Lenin meydanı yakınındaki kültür sarayının devasa binasında bahriyelilerin korumasına sığınmışlardı.
Sumgait, milli konularda talepleri olan diğer Sovyetler Birliği halkları için “zalim bir ders” mahiyetindeydi. “Gelip bizi evlerimizden sürebilecekleri aklımızdan geçmezdi. Ben ve eşim fabrikalarda çalışıp 12 yıl boyunca konut elde etmeyi bekliyorduk, nihayet, üç odalı konutumuza sahip olduk ve sadece üç gün yaşadık orada. Şimdi, bizim evimizde, Ermenistan’ın Amasya bölgesinden gitmiş bir Azerbaycanlı aile yaşıyor”,- diyor Sonya. O da, onlarca Sumgaitli gibi ailece Muğni köyünde yaşamaktadır.
Kremlin görevlilerinden Grigori Kharçenko, katliamlar başladıktan üç gün sonra Sumgait’teydi. Korkunç görüntülerin haricinde onun için en sarsıcı durum Ermenilerin Ermenistan’a değil, Rusya’ya gitmek istemeleriydi. “Konuştuğumuz hiç kimse Ermenistan’a gitmek istemiyordu. Rusya’nın Krasnodar, Stavropol veya Rostov bölgelerine gitmek istiyorlardı. “Ermenistan’da bizi kimse istemez, onlar bizi hakiki Ermeni olarak kabul etmezler, biz hakiki Ermeni değiliz”, -diyorlardı.
Köken itibarıyla genelde Karabağlı olan Sumgaitli Ermenilerin çok azı Karabağ’a veya Ermenistan’a yerleşti. Lida Aleksanyan bu azınlığa ait. Katliam günlerinde, o sırada askerlik görevini ifa eden oğlunun Azerbaycanlı arkadaşları tarafından korunduklarını belirtmektedir. “Oğlum Almanya’da askerlik yapmaktaydı. Katliamlardan sonra eşimle birlikte askerlik şubesine gittik ve Yerevan’a taşınacağımızı, oğluma, Sumgait’e dönmemesini bildirmelerini rica ettik. Hayır, dediler, Ermeniler doğdukları yere dönmeli. Böylece, katliamlardan sonra 10 ay bekledik. Kasımda oğlum askerden döndü ve ertesi günü Ermenistan’a geldik. Daha sonra iki oğlum da Rusya’ya gitti”.
Samvel Şahmuradyan, 1988 baharında, Sumgait’ten hayatta kalanlardan onlarca anı derlemiştir. Bazı Azerbaycanlı yazarlar, Sumgait Ermenilerine yönelik cinayetleri, sözde Ermenistan’ın Kapan bölgesinden göç etmiş olan Azerbaycanlıların işlediğini iddia etmektedir. Katliamcılar arasında daha önceden Ermenistan’dan uzaklaşmış olan Azerbaycanlıların bulunmuş olması mümkündür. Kesin olan şu ki, mahkemeye çıkartılan 80’in üzerinde Azerbaycanlıdan hiçbiri Kapanlı değildi. Katliamcılar, cinayetlerini haklı çıkarmak için “Kapan” adını hemen-hemen hiç kullanmadı, fakat saldırganlığı teşvik etmek amacıyla kullanmışlardı.
Ermeni karısıyla Sumgait’te yaşayan Gürcü Konstantin Pkhakadze, daha 21 Şubatta Azerbaycanlı bir arkadaşından bir hafta sonra Ermeni karşıtı bir gösteri olacağını duyduğunu, fakat gülüp geçtiğini anlatmaktadır. Pkhakadze, 26 Şubat akşamı Lenin meydanında onlarca kişinin toplanmış olduğunu görür. Bunlardan biri, adını ve soyadını söylemeden, diğer soydaşlarıyla birlikte Kapan’dan kaçmış olduğunu, Ermenilerin orada kendi ve karısının akrabalarını öldürmüş olduklarını anlatır. “Biz Kapan’dan kaçtık”, -diyordu gösterinin tertipleyicisi uzun yüzlü, ince bıyıklı bir Azerbaycanlı, orda toplanmış olanlara. Ertesi günü bu hikâyelere yenileri eklenmişti. Ermeniler sözde Kapan’da Azerbaycanlı kızlara tecavüz etmiş, göğüslerini kesmişlerdi. Kendisini Kapanlı olarak takdim edin Azerbaycanlı, sözlerini şöyle bitiriyordu “Ermeniler, defolun Azerbaycan topraklarında, Ermenilere ölüm”.
Sumgait politbürosunun ikinci sekreteri Bayramova, 27 Şubat öğleden sonra mitinge katılanlara seslenir “Ermenileri öldürmeye gerek yok. Gorbaçov, Karabağ’ı hiç kimsenin koparamayacağını, bölgenin Azerbaycan’a ait olduğunu ve öyle de kalacağını söyledi. Bırakın Ermeniler Azerbaycan’dan serbestçe uzaklaşsınlar, onlara gitme imkânı verin”.
Sumgait Ermenileriyle yapılan konuşmalardan, Ermenilerin Karabağ’ı talep ettiklerinden dolayı güruhun vahşete başvurduğunu öğreniyoruz. Kısa sürede Karabağ da ikinci plana atılmıştı. Onlarca kişiden oluşan çeteler, yaptırımsızlık şartları altında, evlerine ve mal varlıklarına el koymak amacıyla Ermenileri öldürüyor ve soyuyordu.
Vladimir Grigoryan anlatıyor. “Pencereden baktım, Lenin meydanında gösteri vardı. Bir şey duyulmuyordu, pencereyi açtım. Şöyle diyorlardı, ‘sakin olun, Karabağ’ı Ermenilere vermeyeceğiz, Karabağ bizimdir’. Bir başkası da, ‘Ermeniler Karabağ’da iki Azerbaycanlı öldürmüş, biri 16, diğeri 22 yaşında’”. Karısı Marina, Katusev’in sözlerinden sonra Azerbaycanlıların daha öfkelendiklerini ekliyor.
Bakû’de bulunan SSCB askeri savcısı Aleksander Katusev 27 Şubatta Azerbaycan televizyonundan, beş gün önce Askeran’da iki gencin öldürülmüş olduğunu, öldürülenlerin Azerbaycanlı soyadlarını vurgulayarak açıklamıştı. Bu haber, Ermenileri öldürüp mallarını talan etmeye hazır olan güruhu daha da öfkelendirir.
Şubat ayının son üç gününde Sumgait’te düzenlenen Ermeni katliamları sonucunda 29 Ermeni ve 6 Azerbaycanlı öldürülür, yaklaşık 400 kişi, büyük çoğunluğu Ermeni olmak üzere, farklı derecede yaralanır. Şehrin 18 bin Ermeni ahalisi kaçak durumuna düşer. Altı Azerbaycanlı büyük bir ihtimalle Hazar deniz güçlerine ait bahriyeli ve çıkartma kuvvetlerinin, Sumgait otogarında toplanmış olan genç katliamcılara karşı hareket gerçekleştirdikleri zaman öldürülmüştür. Fakat bu olay artık 29 Şubat akşamı, Ermeni katliamlarının sonuna doğruydu.
Azerbaycanlılara yönelik bu karşı hareket, büyük bir ihtimalle Sumgait katliamına enternasyonal bir hava vermek için yapılmıştır.Katliamcıların, standart ölçülerde demir çubuklarla silahlanmış ve ellerinde Ermenilerin adreslerinin olması bu katliamın önceden planlanmış olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan, bazı sıradan Azerbaycanlılar evlerinde Ermenileri saklamış olmasaydı, ölü ve yaralıların sayısı birkaç misli daha fazla olacaktı. Sovyet orduları sadece 29 Şubatın öğleden sonrasında müdahale etme ve silah kullanma emri almış ve terörize edilmiş binlerce Ermeni’yi katliamdan kurtarmıştır.
28 Şubatta, Moskova’daki “Zaman” haber programı tarafından Ermeni katliamları “serserilerin yaptığı olaylar” olarak tanımlanmaktaydı. Ertesi gün Gorbaçov, Politbüro oturumunda Sovyet üst düzey yöneticilerine brifing vermekteydi, “Yarım milyonun üzerinde insan Yerevan sokaklarına dökülmüştü. Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılar ve Ermeniler arasında çatışma oldu ve iki kişi öldü. Yerevan’da el ilanları dağıtılıyordu, ‘Ermeniler, gösterilere son verin, silahlanın ve Türklere baskı uygulayın’ diye. Şunu söylemeliyim ki Yerevan sokaklarında yarım milyon insan varken Ermenilerin disiplini çok yüksekti, Sovyet karşıtı hiçbir şey olmadı. Sadece radikaller kendi kaderini tayin etme sloganı atıyorlardı. Tüm konuşmalarda Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a birleştirme konusu işlenmekteydi. Ermenistan’dan bazı Azerbaycanlı ailelerin kaçması konusu var. Kapitanov’un raporuna göre 55 kişi gitmiş, Razumovski ise 200 diyor”.
Savunma bakanı Dimitri Yazov, şehirde vuku bulan korkunç olaylar üzerine Sumgait’te sıkıyönetim ilân etmeyi önermekteydi, “İki kadının göğüslerini, birinin ise kafasını kesmişler, küçük bir kızın derisini yüzmüşlerdi. İşte böylesine bir vahşet”.
Kharçenko ve SSCB’nin KGB lideri yardımcısı Filip Bobkov, 28 Şubatta Bakû’den Sumgait’e gelip vahşeti kendi gözleriyle gören ilk Moskova’lı devlet görevlileriydi. Kharçenko, ordunun Sumgait’te topu-topu üç saat geciktiğine dair Gorbaçov’un savunmasını kabul etmez. Bütün bir gün gecikmişlerdi. “Fotoğrafları göstermek istemiyorum. İmha ettim. Fakat kendi gözlerimle parçalanmış cesetler gördüm, cesetlerden biri baltayla tamamıyla parçalanmıştı, elleri ayakları kesilmişti, vücuttan neredeyse bir şey kalmamıştı. Oradakiler yerlerden dökülmüş olan yaprakları toplayıp cesetlerin üzerine yığıyor, yakınlardaki arabalardan benzin çekip yakıyorlardı. Korkunç cesetlerdi”.
Sovyetler Birliği’nin on yıllar süren tarihi, kanlı olaylarla doludur, fakat Sumgait’te yaşananların benzeri olmamıştı. Birincisi, katliamlar barış zamanında vuku bulmuştu. İkincisi, katliam siyasi değil etnik sebepliydi. Üçüncüsü, bir yıl sonra Tiflis’te olduğu gibi, katliamlar Sovyetlerin merkezi ve cumhuriyet yöneticileri tarafından düzenlenmemiş, yöneticilerin pasif duruşları, işçi sınıfının -ki Gorbaçov’un beklentisine göre toplumsal düzen sağlayan unsur olacaktı,- katliam düzenlemesine imkân sağlamıştı.
Yazov, Politbüronun oturumunda “Sumgait’te sıkıyönetim ilan etmek gerekir” diye üsteliyordu. “Sokağa çıkma yasağı”, -öneriyordu Gorbaçov. Yazov inat ediyordu “Orduyu şehre sokup düzeni sağlamak lazım”.
Pkhakadze’nin anlattığına istinaden, Sumgait Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi önderi Cahangir Muslimzade 27 Şubatta Bayramova’nın yerine geçmişti. Kendisini Kapanlı olarak gösteren Azerbaycanlı, Ermenilerin zalimliği konusundaki iddialarını tekrarlamış, kendi ve karısının akrabalarının sözde öldürülmüş ve öğrenci yurdunda Azerbaycanlı kızlara tecavüz edildiğini anlatmıştır. Daha sonra mikrofonu alan Muslimzade, “Kardeşler, Ermenilerin serbestçe gitmelerine izin vermeliyiz”, -demiştir.
Azerbaycanlı bilim adamı ve siyasetçi Zarduşt Alizade, 27 Şubatta Bağirov ve başbakan Seidov’un Sumgait’e gittiklerini yazmaktadır. “Şehir ahalisi ve mültecilerle konuştular. Fakat ne diyebilirlerdi ki? Hakarete, aşağılanmaya uğramış ve vatanından sürülmüş olan insanların ağlaması sızlaması liderlerin sesini örttü. Derneğin arka kapısından çıkıp kelimenin tam manasıyla Bakû’ye kaçtılar”. Alizade şöyle devam etmektedir. “28 Şubatta Muslimzade o lanet mitinge gitti. Söz aldı ve Dağlık Karabağ’ı hiçbir zaman Ermenilere vermeyeceklerini, endişe edecek bir şey olmadığını söyledi. SSCB Anayasasının 78. maddesini ihlal edip Dağlık Karabağ’ı koparmaya kalktıkları takdirde kendisinin de göstericilere katılacağını söyledi. Hemen orda eline Azerbaycan bayrağı tutuşturdular ve halkla birlikte nasıl mitinge gideceğini göstermesini talep ettiler. Elinde Azerbaycan bayrağı ve öfkeli, haykıran kalabalık tarafından çevrelenmiş bir şekilde tek başına kalan Muslimzade, güruhun iradesine tabi oldu ve onlarla birlikte götürdükleri yere gitti. Topluluk Muslimzade’nin önderliğinde yola çıkar çıkmaz katliamcıların önceden hazırlanmış olan grupları, ellerinde demir çubuklar olmak üzere, şehrin farklı yönlerine koşarak Ermenilerin konutlarını soymaya başladılar”.
Sovyet Ermenistan yöneticileri, Sumgait vahşetini katliamdan üç buçuk ay sonra telin etti. Azerbaycan’ın Komünist yöneticileri Mart ayında “Derin teessür ve samimi üzüntüyle Sumgait’te vuku bulmuş olan olaylar sonucunda hayatını kaybetmiş olanların aileleri, akrabaları ve yakınlarına taziyetlerini bildirmektedir”, -diye bir bildiri yayınladı.
Kafkasya Müslümanlarının ruhani önderi Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin temsilcileri 12 Mart’ta Baş Makam’ı ziyaret ederek Tüm Ermenilerin Katolikosu’na, dini önderlerinin Sumgait faciasıyla ilgili acı ve üzüntü mesajını iletir.
Enternasyonal olarak kabul edilen Sumgait şehrinde katliam, şiddet, tecavüz ve farklı suçlardan, yaklaşık 90 suçlu değişik Sovyet şehirlerinde mahkeme önüne çıktı. Sadece biri en yüksek limit olan idam cezasına çarptırıldı. Sovyet adaleti, dava boyunca, cinayetlerin milli yanının ön plana çıkmaması ve bu konuya değinilmemesi için her şeyi yapmaktaydı. Katliamcılardan bazılarının Azerbaycanlı olmadığı konusundaki iddialar bu işe yaramaktaydı.
Tatul Hakobyan’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı
Tatul Hakobyan, yirmi yıllık gazetecilik geçmişine sahiptir. 1991 yılından itibaren yazarlıkla uğraşmaktadır. Hakobyan, Kafkasya ihtilafları ve Ermenistan’ın dış siyaseti konularında uzmanlaşmıştır. Dağlık Karabağ ve Ermenistan-Türkiye ilişkileri konularında uzman seviyesinde ayrıntılı bilgiye sahiptir. Bu kitap Türkçe yayınlanmadan önce Ermenice olarak üç defa (2008, 2010 ve 2011), Rusça (2010), İngilizce (2012) ve Arapça (2012) yayınlandı. Kitabın Türk okur tarafından daha akıcı bir şekilde okunabilmesi için, Ermenistan’ın iç siyasi sorunlarıyla ilgili bazı bölümler ve savaşla ilgili olmayan ayrıntılar tercüme esnasında kısaltılmıştır.
Paperback: 288 pages,
Language: Turkish,
2013, Yerevan, Lusakn,
ISBN 978-9939-0-0618-5.
The post Sumgait, Azerbaycan - Şubat 27-29, 1988 appeared first on Aniarc.
#news #azerbaycan #featured #karabağgüncesiyeşilvesiyah #sumgait #tatulhakobyan
Sonya Hakobyan, Azerbaycan’ın Sumgait kentindeki katliamlardan üç gün önce yeni konutuna taşınmıştı. Hazar Denizi kıyısına serpilmiş olan işçi şehrinde ne kadar Ermeni’nin yaşadığının farkına ancak Ermeni katliamları günlerinde varacaktı. O ve ailesi, yaklaşık beş bin Ermeni’yle birlikte katliamcılardan kaçarak, Lenin meydanı yakınındaki kültür sarayının devasa binasında bahriyelilerin korumasına sığınmışlardı. Sumgait, milli konularda talepleri olan diğer […]
Sumgait 1988: The Armenian Pogroms
Sonia Hakobyan had moved to her new apartment three days before the massacres started in Sumgait. Armenians were scattered all over Sumgait and only during the day of the massacres did Sonia realize how many Armenians lived in the city. She and her family, together with another 5,000 Armenians, found shelter from the slaughterer in the huge cultural center building under the control of the naval infantry close to Lenin Square.
Sumgait was to serve as a “cruel lesson” for other peoples in the Soviet Union, who also had demands regarding national issues. “Rallies in Yerevan and NK demanded unification with Armenia. This was the reason behind the massacres. We did not think they would come and drive us out of our homes. We had been waiting for an apartment for 12 years. My husband and I worked in factories and finally we received the three-room apartment where we lived for just three days. Currently an Azerbaijani family from Amasia (northwestern Armenia) is living in our apartment,” says Sonia. Her family, as well as many others from Sumgait, has settled in the village of Mughni, not far from Yerevan.
An official from the Kremlin, Grigory Kharchenko was in Sumgait three days after the massacres. Apart from the horrifying scenes, something else had shaken him – the Armenians wanted to depart for Russia and not Armenia. “No one that we spoke to expressed a desire to fly to Armenia. They all asked for Krasnodar, Stavropol, and Rostov regions. Why? They said, ‘No one in Armenia needs us. They don't think of us as real Armenians, we are not real Armenians’”.
Only a fraction of Armenians, with roots in Karabakh, who were living in Sumgait, moved to Karabakh or Armenia.
Lida Alexanian is one of those who did. She says that during the massacres Azerbaijani friends of her son, who was then in military service, defended them. “My son was serving in Germany. After the massacres my husband and I went to the military commissariat and told them that we were moving to Yerevan. I asked them to inform my son not to return to Sumgait. They refused, saying that Armenians had to return to their birthplace. And so we waited for 10 months after the massacres. On November 29, 1988 my son returned from military service and the next day we came to Armenia. Later, both of my sons moved to Russia, as our standard of living here was very low,” she says.
Samvel Shahmuratyan recorded dozens stories by the survivors of Sumgait in the spring of 1988. Certain Azerbaijanis claim that the killings of the Armenians in Sumgait were carried out by Azerbaijanis allegedly deported from Kapan, a city in southern Armenia. Among those responsible for the killings, there also could have been Azerbaijanis who were banished from Armenia earlier. It is clear that among the more than 80 Azerbaijanis who were convicted in court, not one was from Kapan.
Constantin Pkhakadze, a Georgian, who along with his Armenian wife lived in Sumgait, said that on February 21 he heard from his Azerbaijani friend that one week later there would be anti-Armenian protests. At the time, Pkhakadze took this as a joke. On the evening of February 26 in Lenin Square, Pkhakadze had seen a few dozen people had gathered. One of them, not giving his first or last name, had said that he had escaped from Kapan with his Azerbaijani compatriots and that Armenians there had killed his and his wife’s relatives.
“We have escaped from Kapan,” an Azerbaijani with a long face and thin mustache had said to those gathered in the square. He was the leader of the protest rally. The next day more stories were added to this – Armenians had supposedly raped Azerbaijani girls in Kapan, cutting off their breasts. The man claiming to be an Azerbaijani from Kapan concluded his remarks by proclaiming: “Armenians, out of Azerbaijani lands! Death to the Armenians!”
On the afternoon of February 27, Sumgait Deputy Mayor Malek Bayramova appealed to the participants of the rally - “It is not necessary to kill the Armenians. Gorbachev has said that no one will be taking Karabakh away. The territory is and will remain Azerbaijani. Allow the Armenians to leave Azerbaijan freely, give them the chance to leave.”
After discussions with the Armenians of Sumgait it became clear that the mob had resorted to violence because the Armenians were demanding Karabakh. A short while later the issue of Karabakh was relegated to the back burner. With evident impunity, several groups comprised of dozens of thugs, were killing Armenians and looting their homes.
Vladimir Grigoryan recounted, “I looked out my window. There was a rally in Lenin Square. Nothing could be heard, I opened the window. They were saying, ‘Calm down, we will not give Karabakh to the Armenians, Karabakh is ours.’ Another said that two Azerbaijanis were killed in Karabakh, one 16 another 22 years of age.” His wife Marina added that after Katusev’s speech, the Azerbaijanis became more indignant.
USSR Deputy Prosecutor Alexander Katusev, who was in Baku, stated over Azerbaijani T.V. on February 27 that five days earlier two young people had been killed in Askeran, stressing their Azerbaijani last names. This news further inspired killings of Armenians and the stealing of their belongings by the eager mob.
During the last three days of February, as a result of the organized Armenian massacres, 29 Armenians and 6 Azerbaijanis were killed. About 400 – the majority of whom were Armenian – were injured. The 18,000 Armenians of the city became refugees. The six Azerbaijanis were most probably killed by soldiers of the Caspian Infantry Fleet and Land Regiment when these forces moved in the direction of young thugs gathered at the Sumgait bus station. But this was on the evening of February 29 when the slaughter of the Armenians had already ended. Perhaps this attack on the Azerbaijanis took place in order to give the massacre in Sumgait an international nuance.
The fact that the murderers were all armed with the same metal rods, that they had the addresses of the Armenians and were organized into groups speaks to the fact that the slaughter was premeditated. On the other hand, it is obvious that if ordinary Azerbaijanis had not sheltered Armenians in their homes the number of those murdered and injured would have been much higher. It was only on the afternoon of February 29 that Soviet troops received orders to forcibly intervene to save the thousands of terrified Armenians from being massacred.
On February 28, the Moscow central television program Vremya described the Armenian massacres as “acts of hooliganism.”
The next day, during a session of the Politburo, Gorbachev informed the Soviet leadership that - “Not less than a half a million people have taken to the streets in Yerevan. There have been clashes between Azerbaijanis and Armenians in Karabakh and two people were killed. Pamphlets were distributed throughout Yerevan calling for people to stop protesting and take up arms and pressure the Turks. But I must say that even when there were a half a million people on the streets of Yerevan, there were no anti-Soviet activities. The masses were moving forward wearing the masks of the members of the Politburo. Only the extremists were raising the notion of self-determination. All the speeches were about uniting Karabakh with Armenia. There is evidence of Azerbaijani families escaping from Armenia. Vladimir Ivanovich has reported that 55 people have left, Razumovsky has said, 200.”
Defense Minister Dimitry Yazov proposed to enforce a curfew given horrible scenes taking place in the city. “They cut off the breasts of two women, the head of another, and they skinned a girl. Alas, this is the kind of savagery there.”
Kharchenko and Filip Bobkov, Deputy Chief of the USSR KGB, were among the first officials to arrive from Moscow. They reached Sumgait via Baku on February 28 and witnessed the savagery with their own eyes. Kharchenko did not accept Gorbachev’s claim that the forces were only three hours late in arriving in Sumgait. They were late for a whole day, awaiting their orders.
“I don't want to show you the photographs. I simply destroyed them. With my own eyes I saw dismembered corpses, a body mutilated with an axe, legs, arms, practically no body left,” Karachenko said. “They took the remains of dry leaves off the ground, scattered them over corpses, took petrol from the nearest car and set fire to them. Horrific corpses.”
Soviet history is full of bloody episodes, but what took place in Sumgait was unprecedented. First of all, the massacres took place in a time of peace. Second, the massacres weren’t political in nature but rather ethnic, and finally, the massacres were not carried out by the Soviet central or republican authorities as they were one year later in Tbilisi. This possibility, however, was handed over to the working class due to the inaction of the central authorities. Gorbachev had hoped that the working class would be able to establish public order.
According to Pkhakadze, the leader of Sumgait Communist Party, Jahangir Muslimzade, replaced Bayramova on February 27.The Azerbaijani who claimed to be from Kapan once again alleged that Armenians had killed his relatives and those of his wife and had raped two Azerbaijani girls in the dormitory. Muslimzade then took the microphone and reiterated what Bayramova had said: “Brothers, we must let the Armenians leave freely.”
Azerbaijani scientist Zardusht Alizadeh wrote that on February 27 Baghirov and PM Seidov came to Sumgait. “They met with citizens and refugees. But what could they say to these people? Shrieks and cries of the people who were offended, insulted and expelled from their country silenced the speeches of the leaders. They ran away through the back door of the club and literally fled.”
“On February 28, Muslimzade headed for the ill-fated rally, where tempers were furiously boiling. Karabakh would never be relinquished to Armenia, he said, there was no cause for concern. There is Article78 of the USSR Constitution and if they violate it and adopt the decision to seize Karabakh, then he would join the ranks of the protestors. They placed Azerbaijan’s flag in his hand and demanded that he prove that he was with the people and ready to demonstrate. Standing alone, with the Azeri flag in his hand and surrounded by agitated crowd, Muslimzade gave in to the will of the mob and went with them. When the procession headed by Muslimzade made its way, pre-arranged groups of thugs carrying metal pipes ran to the different parts of the city and began looting the apartments of Armenians,” writes Alizade.
Soviet Armenian authorities condemned the brutal massacre in Sumgait two and a half months after the fact. On June 15, the Supreme Soviet passed a similar decision, under pressure from those who had not come out into the streets. In the meantime, the leadership of Azerbaijan issued a communiqué, “expressing its deep sympathy and sincere compassion to the families and friends of the victims including all those who were injured as a result of the disorder that took place in Sumgait.”
On March 12, representatives of Sheikh-ul-Islam Khadji Allahshukyur Pashazade, the spiritual leader of Azerbaijani Muslims, visited the Mother See in Etchmiadzin. They conveyed their leader’s message, expressing pain and dismay in connection with the tragedy in Sumgait, to the Catholicos of All Armenians,
In mid-March, the plenary session of the Politburo of Azerbaijan’s Communist Party, in which Baghirov participated, relieved Muslimzade from his responsibilities “for his display of political carelessness, for allowing great flaws in organizational and political activities and for his non-party conduct, all of which brought tragedy to the city.”
Around 90 criminals stood before courts in different cities of the Soviet Union charged with implementing inter-racial massacre, violence, rape and other charges in Sumgait. Only one of them received the maximum death sentence. The Soviet justice system did its utmost to avoid referring to the nationality of the criminals during the court cases. The insistence that some of the killers were not Azerbaijanis also served that purpose.
Note- This chapter is from Tatul Hakobyan’s book- Karabakh Diary; Green and Black
An exceptional and informative work based on a rich and varied source base. Its impartiality is striking. A much needed monograph destined to persevere as the ‘textbook’ for Armenian diplomacy. As a pioneering initiative that presents an accurate reinterpretation of the Karabakh struggle for self-determination, this book captures the essence of the issue with an illuminating portrayal of many of the key figures and events that have come to define the Karabakh issue. The conflict cruelly shaped the destinies of thousands of average people and the ordeals they bore underline the responsibility of those at the top, in whose hands a resolution of the Karabakh conflict rests. The author’s secret, revealed in the pages of Green and Black , is that he does not shy away from presenting those facts and realties no longer considered expedient to remember. Anyone wishing to be informed and regarding the Karabakh conflict must read this book.
Paperback: 416 pages,
Language: English,
2010, Antelias,
ISBN 978-995301816-4.
The post Sumgait 1988: The Armenian Pogroms appeared first on Aniarc.
#inenglish #news #featured #karabakhdiary #sumgait #tatulhakobyan
Sonia Hakobyan had moved to her new apartment three days before the massacres started in Sumgait. Armenians were scattered all over Sumgait and only during the day of the massacres did Sonia realize how many Armenians lived in the city. She and her family, together with another 5,000 Armenians, found shelter from the slaughterer in […]
Kara Ocak, Bakû’de kırımlar – 1990
Tatul Hakobyan’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı, Onuncu bölüm
Gence’de ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde Ermenilere yönelik katliamlar ve etnik temizlik harekâtları sürerken, Rus dili ve edebiyatı öğretmeni Nelli Ğukasyan 1988 Kasımında Bakû’den Ermenistan’a taşınır. Ailesiyle birlikte Eçmiadsin şehrindeki otele yerleşir ve belli bir süre sonra Vezirov’un “büyük ricası” sonucunda, onlarca Ermeni ailesiyle birlikte Azerbaycan’a döner. Lakin kısa bir süre sonra Ğukasyan tekrar doğduğu şehri terk etmeye mecbur kalacak, Bakû’deki Ermeni mahalleleri 1990 Ocağında yeni katliamlar yaşayacaktı. Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Azerbaycan’daki diğer yerleşim yerlerine karşın Bakû’de hâlâ binlerce Ermeni vardı. Bu insanlar geçen iki yıl süresinde konutlarını takas edebilir veya en azından canlarını kurtarabilirlerdi, fakat sonuna kadar Bakû enternasyonalizmine inandılar.
“Sokaktaki olayları evimin penceresinden gizlice seyrediyordum. Ateşler yakıyor, Ermenilerin mallarıyla yüklü arabaları yağmalıyorlardı. Binamızın ikinci katında Alla Khaçanyan oturuyordu. Kapılarını baltayla parçaladıklarında, kızı kendisini pencereden attı. Eşyaları, mobilyaları apartmanlardan aşağıya atıyorlardı. Korkunç bir görüntüydü. Askerlerden yardım dilediğimizde, emir almadıklarını söylüyorlardı. Halk Cephesi’ne mensup militanlar Ermenilere ait konutların kapılarını kırarken, Yerevan’dan Azerbaycan’a göçmüş kaçaklar bizi evlerinde sakladı. Ben ve kocam, Rus gelinimiz sayesinde Bakû limanına kadar ulaştık, oradan da Krasnovodsk’a (Türkmenistan’da bulunan liman, günümüzde “Türkmenbaşı” olarak anılmaktadır)”,- diye dehşetle hatırlıyor Ğukasyan.1
“Sovyet Gürcistan’ı” yük gemisinin Krasnovodsk limanına yanaşması, dönemin basınında yer bulmuştu. Geminin merdivenlerinden yorgun, eziyet çekmiş insanlar iner. “Bu yalınayak, dövülmüş, işkence edilmiş insanlara bakmak ilk günlerde korkunçtu. İki kişi, 85 yaşında bir erkek ile 90 yaşında bir kadın yedikleri dayak ve edindikleri yaralardan daha gemideyken öldü. Bazılarını hastaneye naklettik”, -diyordu Krasnovodsk’un polis şeflerinden biri. Şehrin Politbüro sekreteri Muravyova “On binin üzerinde kaçak kabul ettik. Hemen hepsini uçaklarla Yerevan’a gönderdik. Korkunç bir manzaraydı”,- diyor.2
Sumgait’te olduğu gibi, Bakû saldırganları da gaddarlıklarıyla göze çarpmaktaydı. İnsanları üst katlardan aşağıya atıyor, güruh demir çubuklar ve bıçaklarla saldırıp Ermenileri öldürüyor, mallarına ve konutlarına hemen oracıkta el koyuyordu. Katliam günlerinde Bakû’de ne kadar Ermeni öldürüldüğünü kesin olarak söylemek mümkün değildir. Aldıkları yaralardan dolayı Türkmenistan’da ve farklı yerlerde birkaç gün içinde ölmüş olanların toplam sayısını Ermeniler 150 kişi olarak kabul etmektedir. Arif Yunusov ise 86 olarak belirtir.
1989 Aralığından sonra Bakû’de kalmış olan Ermenilerin işlerine son verilir. İsteyerek veya istemeyerek emirlere uymayan veya yavaş uygulayan yöneticilerin soyadları, Leytenant Şmit sokağında bulunan Halk Cephesi merkezinin önündeki özel duyuru panolarına yapıştırılmaktaydı. Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nde ve KGB’de çalışmaya devam eden yüzlerce Ermeni’nin soyadları da aynı yerdeki duyuru panolarına yapıştırılıyordu. Daha birkaç yıl önce “Raşit Beybutov” şan tiyatrosuna dönüştürülen eski Musevi sinagogunun eskimiş sütunları da benzer ilanlar için kullanılmaktaydı.3
Moskova’da yayınlanan Komsomolskaya Pravda gazetesi “13 Ocakta, saat 17.00’yi geçe Lenin Meydanı’ndaki mitingden dağılan 50 bin küsur kişi gruplara bölünerek katliam, yıkım, kundaklama, tecavüz ve cinayetler gerçekleştirmiştir. Tutuklananlardan hiçbiri Bakûlü değil, hepsi de Ermenistan, Karabağ ve Nahcivan’dan gelen ‘Yerevanlı Azerilerdir’”,- diye yazmaktaydı.4
Halk Cephesi önderlerinden Etibar Mamedov, Ocak 1990’da “Tren istasyonunun yakınlarında iki Ermeni öldürdüklerini ben şahsen gördüm. Güruh toplanmıştı ve o adamların üzerine benzin dökerek yaktılar, iki yüz metre ötede ise Nasimi bölgesi polis istasyonu vardı. Orada, 400–500 çevik kuvvet elemanı vardı, bunlar araçlarıyla kömürleşmiş cesetlerin 20 metre uzağından geçtiler ve hiç kimse güruhu dağıtmaya yeltenmedi”,- diye anlatan Mamedov, bu tüyler ürpertici olayı anlattıktan sonra Halk Cephesi’ni aklamaya çalışır. “Bölgeyi bizimkiler çevirip, karakoldan güruhu dağıtmasını talep etti”.5
Bakû’deki Ermeni katliamları tam da Halk Cephesi’nin Azerbaycan’da iktidara gelmek için uğraştığı günlerde vuku bulmaktaydı. Azerbaycan’ın komünist yönetimi, iktidarı elinde tutmak için bir taraftan cephecilere karşı yürüttüğü mücadelede Moskova’dan yardım umuyor, diğer taraftan ise onlarla işbirliği yapıyordu.
“11 Aralık 1989’da, genel sekreterin fabrika işçileriyle yaptığı toplantıyla ilgili bir röportajı televizyondan gösterildi. İşçilerden biri, Vezirov’a yönelttiği sorusunda Karabağ’a ne olacağını sordu. Vezirov, coşkuyla ‘Her şey iyi olacak. Yakında görürsünüz. Karabağ için Komünist Partisi ve Halk Cephesi birleşecek’,- diyordu. Güçlerin birleştirilmesinden söz ederken, ne demek istiyordu Vezirov? Bir zamanlar, yeniden yapılanmaya destek veren Halk Cephesi’yle işbirliği yapmaya yönelik önerilerimizi reddetmekteydi, şimdi ise, bugünkü katliamcı-bozguncu Halk Cephesi’yle birleşmeye hazırlanıyordu. Katliam hazırlıkları yapıldığından, kendisinin yönetimden uzaklaştırılacağından ve iktidarı ele geçirme denemesi yapılacağından haberi var mıydı? Yoksa bariz olanı artık göremeyecek kadar gerçeklerden uzaklaşmış mıydı? Yoksa tüm bunlardan haberdar olup, Halk Cephesini tasfiye etmeye yönelik Moskova’nın oyununu mu devam ettiriyordu”,- diye soruyor Zarduşt Alizade.6
Bakû Ermeni kırımları öncesinde yapılan görüşmelerin bir tarafında Vezirov ve yardımcısı, Karabağ’da düzenleme komitesi yöneticisi tayin edilmiş olan Polyaniçko, diğer tarafında ise Halk Cephesi’nin üçlüsü Etibar Mamedov, Neymet Panahov ve Rahim Ğaziyev vardı. Ermenilerin Karabağ’dan kitleler halinde kovulmasını gerçekleştirecek “Milli Savunma Komitesi” meydana getirme konusunda aralarında anlaşma sağlanır. 13 Ocakta “Azadlık” (eski Lenin) Meydanı’nda, Abulfaz Aliyev (Elçibey) başkanlığında “Milli Savunma Komitesi”nin kurulduğu açıklanır. Komitenin diğer üyeleri Mamedov, Panahov, Ğaziyev ve Khalig Bahadır’dı (tanınmamış gazeteci, radikal milliyetçi). Miting, vatansever duygular içinde ve Ermeni karşıtı sloganlar altında geçer. Miting esnasında konuşmacılar, Bili bölgesinde bir Azerbaycanlının, bir Ermeni tarafından baltayla öldürülmüş olduğunu bildirir. Miting “Ermenilere ölüm” çağrısıyla son bulur ve güruh dağılır. Sıradan insanlar evlerine gider, katliamcılar ise şehre dağılır, çünkü adresler ve soyadılar artık kesinleşmişti.7
“Geceleyin, katliam arifesinde, televizyon ekranlarında ulusun diğer kahramanı, altı veya sekiz yıllık okul eğitimi almış Panahov tüm ekibiyle gözüktü. Kin, kötülük, tüm bunlar alışmış ve kanıksanmış şeylerdi. Yeni ve sürpriz olanı ise Vezirov’a yönetici olarak saygı duymak gerektiği ve ona ‘Vezirovyan’ diyenlerin ulus düşmanı olduğu konusundaki yaklaşımıydı. Bir zamanlar, “iktidara ulaşmak isteyen enikler” olarak adlandırdığı kişilerle yaptığı gecikmiş ittifak Vezirov’u kurtaramadı. O çok nefret ettiği Bakû Ermenileri gibi Vezirov da birkaç gün sonra kaçak durumuna düştü”, -olarak kaydetmiş İrina Mosesova, görgü şahidi olduğu olayların anılarını.8
Bakû kırımları günlerinde Polyaniçko’nun Azerbaycan’da oynadığı rol çok çelişkili olmuştur. Mantık ve görevi açısından Polyaniçko’nun Rus karşıtı Halk Cephesi’yle, dahası, bu milliyetçi partinin radikal kanadıyla işbirliği yapmayacağını farz etmek gerekir, hâlbuki o, tam da bunu yapmaktaydı. Dahası, Polyaniçko, Halk Cephesi’yle sadece yakın ilişkiler içinde bulunmakla yetinmeyip onlara önemli öğütler de vermekteydi. Halk Cephesi’ni milli ve İslami bir harekete dönüştürmenin gerekli olduğunu, aksi takdirde halkın bu harekete karşı inancını yitireceğini iddia etmekteydi. Onun tavsiyesiyle Halk Cephesi’nin bayrağına yeşil ve mavi renkler eklendi. “Kuran, Polyaniçko’nun en sevdiği kitabıydı. Birini kabul ettiğinde, sayfa imleriyle dolu bir Kuran, devamlı masasındaydı”,- diyor Halk Cephesi’nin eski önderlerinden Leyla Yunusova. SSCB’nin Afganistan elçisi de Polyaniçko’nun, Kuran’ı yanında tutma alışkanlığından bahsetmektedir. Bu durumu “bir elde Lenin, diğerinde Kuran, sosyalizm inşa etmek” olarak adlandırmaktaydı.9
Gorbaçov televizyondan Bakû olaylarının trajik bir hal almış olduğunu açıklamaktaydı “kırımlar, cinayetler, masum insanlar evlerinden çıkartılıp kovulmaktadır”. Sovyetlerin ilk ve son başkanı, Sumgait olaylarında olduğu gibi, gerçekleri söylemekten kaçınır. Sumgait’te olduğu gibi Bakû’de de ordu ancak Ermeni katliamları sona erdikten sonra şehre girer. Görünüşe göre, Azerbaycan’da Sovyet egemenliği tehlikeye girmiş olmasaydı, ordu girmeyebilirdi de. “Radikal güçlerin faaliyetleri Azerbaycan’da giderek daha aleni bir şekilde devlet karşıtı, anayasa karşıtı ve halk karşıtı bir durum almaktaydı. Bazı yerlerde devletin meşru kurumları zorla uzaklaştırıldı, hükümet kurumları yok edildi. Devlet sınırının yüzlerce kilometrelik teknik donanımı yok edildi. Ülkede yönetimi zorla ele geçirme konusu açıkça ortaya konmaktaydı. Böyle devam edemezdi”,- diyordu Gorbaçov.10
Alakram Gummatov, 10 Ocakta Lenkoran11 şehrinden Etibar Mamedov’u arayarak Halk Cephesi’nin bölge yönetimini eline geçirmeye hazırlandığını bildirir. Halk Cephesi, 1989 sonlarında Calilabad’da (bu şehir de güneydoğuda, İran sınırı yakınında bulunmaktadır) da zorla yönetimi ele geçirmişti. Bu olayı, SSCB’nin 70 yıllık tarihinde, Sovyet rejiminin yıkıldığı ilk olay olarak kabul etmek mümkündür. Calilabad’da yönetimi devirenlerin ilk sıralarında bulunan Panahov, 31 Aralıkta Sovyetler Birliği-İran sınırının Nakhicevan bölümündeki tel örgüleri ve gözetleme kulelerinin yerle bir edilmesine yetişmek için Nakhicevan’a ulaşmaya çalışıyordu.
Halk Cephesi’nin Nahcivan kolu önderlerinden Arif Rahimoğlu, tel örgülerin insanlar tarafından nasıl kızgınlık ve sevinç hisleriyle tahrip edildiğini daha sonra anlatmaktadır. Halk Cephesi, sınırı tel örgülerden temizleme işini Aralığın ilk on gününde gerçekleştirmeye karar vermiş olmasına rağmen Elçibey, sınırın 31 Aralıkta tahrip edilmesi talimatını verir. SSCB’nin KGB birlikleri karşı koymaya çekinirler. Yaklaşık bir yıl yönetimi elinde bulunduran Halk Cephesi, 31 Aralığı Azerbaycanlıların dayanışma günü ilan eder.12
15 Ocakta, Bakû’de Ermeni katliamları sürerken, SSCB Yüksek Sovyeti “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nde ve farklı bazı bölgelerde olağanüstü hal ilan etme” kararı alır. Dağlık Karabağ’da ve Ağdam, Lâçin, Mirbaşir, Kelbacar, Cebrail, Fizuli ve Ğubatlu gibi çevre bölgelerde, daha sonra da Şahumyan bölgesinde olağanüstü hal ilan edilir. Bakû’de ise ancak 19 Ocakta, Ermeni kırımları sona erip artık başkentte Ermeni kalmadıktan sonra olağanüstü hal ilan edilir.
Moskova, Ermeni katliamlarını bahane olarak kullanıp, yönetimi ele geçirmeye niyetli olan Halk Cephesi’ni ezmek niyetiyle Bakû’de olağanüstü hal uygular. Sovyet ordusu, SSCB silahlı kuvvetleri, hava indirme tümeni komutanı Aleksander Lebed komutasında 19 Ocakta Azerbaycan’ın başkentine ulaşır. Operasyon, savunma bakanı Dimitri Yazov tarafından yönetilmekteydi. Yazov, birkaç gün sonra “Halk Cephesi’nin, yönetimi komünistlerin elinden kapma denemesini önlemek amacıyla” Bakû’ye girdiğini itiraf eder.
Bir kısmının Bakû Ermeni katliamına katılmış olduğu yüzden fazla gösterici ve militan öldürülür. Onlarca masum vatandaş Sovyet tanklarının paletleri altında ezilir, yüzlercesi yaralanır. Çatışmalar esnasında yirmiden fazla Sovyet askeri şehit olur, bu ise şehirde çarpışmaların vuku bulduğu manasına gelmektedir. “Gerçeği söylemek gerekirse, radikallerin gerçekleştirdikleri olaylar yaygın şiddet olaylarından başka bir şey değildi. Şiddet kendisini hem Ermenilerin, hem de Azerbaycanlıların uzun süreden beri silahlandıklarında göstermekteydi. Yağma edilenler rasgele küçük birlikler değil, silahlı güvenlik teşkilatları, bölge askerlik şubeleri, içişleri bakanlığına bağlı birimlerdi. Şiddet neticesinde ülke sınırı tahrip edildi”,- diyordu Yazov.13
1987 yılında Politbüro’dan uzaklaştırılması akabinde Moskova’da yaşamaya devam etmiş olan Heydar Aliyev, uzun süren bir sessizlik döneminden sonra tekrar sahneye çıkar. Aliyev, askeri birliklerin Bakû’ye girmesinden sonra, Moskova’daki Azerbaycan temsilciliğinde bu adımı kınar ve kısa bir süre sonra doğum yeri olan Nakhicevan’a döner. 1990 yılı Eylülünde Rus gazeteci Andrey Karaulov’a verdiği röportajda Aliyev, Ocak ayı olaylarına değinerek, Bakû’de olağanüstü hal uygulanması ve askeri birliklerin şehre girmesi için hiçbir gereksinim olmadığını belirtir. “Bakû’de, Ermenilerle Azerbaycanlılar arasındaki tüm anlaşmazlıklar o trajik geceden birkaç gün önce sona ermiş ve şehirde artık Ermeni kalmamıştı. Burada şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır, ordu kimi ve neyi savunuyordu”?14
Çapları, süresi, gaddarlığı ve katledilenlerin sayısı açısından totaliter Sovyetler Birliği için dâhi görülmemiş olan Bakû Ermeni katliamlarını Aliyev, salt “Ermeniler ve Azerbaycanlılar arasında anlaşmazlık” olarak adlandırıp, tersine, “Azerbaycan halkına karşı şiddet uygulaması” olarak andığı 20 Ocak üzerine yoğunlaşmaktadır.
Nahcivan önderi Aliyev, Amerikalı gazeteci Thomas Golts’a, “kara Ocak” sorumlularının kimler olduğunu anlatmaktadır. “Moskova KGB’si ve Azerbaycan KGB’si, bir de tüm Azerbaycan yönetimi. Onların hepsi hem 12, 13 ve 14 Ocaktaki Bakû Ermenilerine karşı saldırı olaylarına, hem de 20 Ocakta Sovyet ordularının Azerbaycan’a saldırısına karışmıştı. Tüm bunlar Moskova’nın planıydı ve Azerbaycan yönetimi, yani Vezirov’la Mutalibov buna katılmıştı.15
Ermenistan komünist yönetimi ancak bir ay sonra Bakû’deki Ermeni katliamlarına değinir ve Yüksek Sovyet 13 Şubatta “Ermeni halkına yönelik soykırımın devamı” olarak nitelendirdiği “Bakû ve Azerbaycan SSC’nin diğer bölgelerindeki Ermeni katliamlarını” kınar.
Bakû’deki trajik olaylardan 16 yıl sonra Gorbaçov, askeri birliklerin kendi emriyle Azerbaycan’ın başkentine girmiş olduğunu itiraf eder “Bakû’deki olaylar kontrolden çıkmıştı, Yüksek Sovyet ve Komünist Partisi felç olmuştu, iki yüz kilometrelik devlet sınırı tahrip edilmişti, yerel birimlere saldırılar gerçekleştirilmekteydi. Yevgeni Primakov’u ve Andrey Girenko’yu acil olarak Bakû’ye gönderdim ve onlar olağanüstü hal ilan etmeyi ve askeri birlikler sevk etmeyi tavsiye ettiler. Bu sayede daha çok kan akmasının önüne geçilmiş olduğu fikrindeyim”.16
Vezirov’un, Elçibey ve Halk Cephesi tarafından devrilmesinden sonra sorumluluktan kaçma sorunu ortaya çıkar. Mamedov acilen Moskova’ya gider ve orada, Azerbaycan temsilciliğinde ilk defa olarak Heydar Aliyev’le buluşur. Moskova OMON’u, Mamedov’u tutuklamak suretiyle basın toplantısı yapma denemesini engeller. Onun yerine KGB generali Aliyev basın toplantısı yapar ve Sovyet yönetiminin operasyonu ile Bakû’de masum insanların öldürülmesini kınar.17
Kanlı oyunun diğer kahramanı olan Panahov, birkaç gün Bakû’de dolandıktan sonra İran’a gönderilir, orada birkaç ay geçirir ve -sözlerine inanacak olsak- İran karşı istihbaratı kendisini tutuklayarak işbirliğine razı etmeye çalışsa da Panahov sözde İran hapishanesinden kurtularak Türkiye’ye geçer. Daha sonra Bakû’ye dönen Panahov, artık olayların ilk sırasında bulunmayıp Haydar Aliyev’in ufak-tefek talimatlarını uygular.
Ğaziyev tutuklanır ve Mamedov’la birlikte Moskova’daki Lefortovo hapishanesinde tutulur. Dava esnasında Azerbaycan Yüksek Sovyeti milletvekili seçilirler. Sovyet yönetimini “yıkan” Gummatov önce Talişlerin dağlarında saklanır, daha sonra ise Gürcistan’a geçer, tekrar Azerbaycan’a dönüp Halk Cephesi’nin yazıhanesinde tutuklanır. Yargılanarak şartlı serbest bırakılan Gummatov, Lenkoran’a döner.18
20–22 Ocak olayları sonucunda ölenler, Bakû’deki “şehitler yolunda” gömülür. Karabağ savaşı kurbanları da daha sonra buraya gömülür. 20 Ocak, bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’da yas günü olarak kabul edilip her yıl farklı etkinlikler yapılmaktadır. “şehitler yolu” ise ülkenin resmi protokolüne girmiş olup, Azerbaycan’a resmi ziyaret gerçekleştiren devlet başkanları burayı ziyaret edip çiçek yerleştirmektedir.
Ğukasyan’ın basın toplantısından, 15 Ocak 2007, Yerevan.
İrina Mosesova, Aida Hovnanyan, “Bakû katliamları”, “Narekatsi”, Yerevan, 1992, s.98. Gazeteci ve araştırmacı İrina Mosesova, kendisi de görgü tanığı olup Bakû Ermeni katliamıyla ilgili araştırma yapmış az sayıdaki kişilerdendir.
Aynı yerde, s. 15.
Aynı yerde, s. 35. Ermenistan’dan gelenler Azerbaycan’da “Yeraz” veya “Yerevanlı Azeri” olarak anılmaktadır.
Газета Новая жизнь, номер 5 (14), 1990, Москва, Арсен Мелик-Шахназаров, «Нагорный Карабах: факты против лжи», Волшебный фонарь, Москва, 2009, с. 476.
Зардушт Ализаде, «Конец Второй республики» [“İkinci cumhuriyetin sonu”], www.azeribook.com/politica/zardusht_alizade/konetsvtoroy_respubliki.htm.
Aynı yerde.
İrina Mosesova, Aida Hovnanyan, “Bakû katliamları”, s.14-15. Vezirov Moskova’ya gittikten sonra, onun yerine hükümetin başına Mutalibov geçer.
Газета Московские новости , 11 июнь, 1993 г., Москва, Azg gazetesi, 15 Temmuz, 1993, sayı 133.
Sovyet Ermenistan ’ı gazetesi, 23 Ocak 1990, sayı 19. Sovyetler Birliği-İran sınırının Nakhicevan-İran bölümünün tahrip edilmesi 1989 yılının Aralık sonlarında başlayıp birkaç gün sürer. “Sovyetler Birliği-İran sınırının137 km.den fazla tutan Nakhicevan bölümündeki teknik donanım, sinyal ve haberleşme hatları ile sınır işaretleri yakılıp yıkılmıştır. Kontrol noktalarını ateşe verme, sınır muhafızlarını, ailelerini ve kontrol noktalarındaki görevlileri öldürme tehditleri yağmıştır. Devamlı olarak İran tarafına kontrolsüz geçme denemeleri yapılmaktadır” (TASS’ın hazırladığı bir filmden, 2 Ocak, bk. Sovyet Ermenistan ’ı, 4 Ocak 1990, sayı 3).
Ekseriyetle Farsça konuşan Talişlerin yaşadığı, Azerbaycan’ın güneydoğusundan bulunan bir şehir.
Газета Истиглал, 29 февраль, 1996 г., Баку, Зардушт Ализаде, «Конец Второй республики» [“İkinci cumhuriyetin sonu”], www.azeribook.com/politica/zardusht_alizade/konetsvtoroy_respubliki.htm.
Avangard gazetesi, sayı 26, 7 Mart 1990, Yerevan.
Арсен Мелик-Шахназаров, «Нагорный Карабах: факты против лжи», с. 486.
Thomas Goltz, “Azerbaijan Diary: A Rogue Reporter’s Adventures in an Oil-Rich, War-Torn, Post-Soviet Republic”, M. E. Sharpe, Armonk. New York, London, England, 1998, p. 69.
Газета Московский комсомолец , 2 марта, 2006 г.
Зардушт Ализаде, «Конец Второй республики» [“İkinci cumhuriyetin sonu”], www.azeribook.com/politica/zardusht_alizade/konetsvtoroy_respubliki.htm.
Aynı yerde.
The post Kara Ocak, Bakû’de kırımlar - 1990 appeared first on Aniarc.
#news #bakûdekırımlar #featured #karabağgüncesi #tatulhakobyan #yeşilvesiyah
Tatul Hakobyan’ın Karabağ güncesi; Yeşil ve Siyah kitabınden alıtı, Onuncu bölüm Gence’de ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde Ermenilere yönelik katliamlar ve etnik temizlik harekâtları sürerken, Rus dili ve edebiyatı öğretmeni Nelli Ğukasyan 1988 Kasımında Bakû’den Ermenistan’a taşınır. Ailesiyle birlikte Eçmiadsin şehrindeki otele yerleşir ve belli bir süre sonra Vezirov’un “büyük ricası” sonucunda, onlarca Ermeni ailesiyle birlikte […]
Լրագրող, Հայկական ուսումնասիրությունների ԱՆԻ կենտրոնի համակարգող և Ալիք Մեդիայի սյունակագիր Թաթուլ Հակոբյանը «Հայաստանը և Արցախը՝ 44-օրյա պատերազմից հետո» թեմայով հանդիպում-քննարկում կունենա Տեխասի նահանգի Հյուսթոն քաղաքում:
Միջոցառումը տեղի կունենա հունիսի 6-ին, կիրակի օրը, Հյուսթոն քաղաքի Հոլոքոսթի թանգարանում, ցերեկվա ժամը 1-ից մինչև 3-ը :
Հանդիպման ընթացքում Հակոբյանը կանդրադառնա Հայաստանում, մասնավորապես Սյունիքում, և Արցախում ստեղծված իրավիճակին՝ 44-օրյա պատերազմից հետո, Հայաստան-Սփյուռք հարաբերությունների և գործակցության հեռանկարներին, Արցախի ապագային, արտաքին քաղաքական հարցերի, հունիսի 20-ի ընտրություններին, Հայաստանի ներքաղաքական իրավիճան, հիմնական դերակատարներին:
Ձեռնարկի ավարտին Հակոբյանը կներկայացնի իր նոր հատորը՝ «Մահվան Հովիտ. 44-օրյա աղետ. լրագրողի օրագրից» գիրքը հայերեն և անգլերեն ( The Valley of Death ), «Կանաչ ու սև. Արցախյան օրագիր» (Karabakh Diary: Green and Black) հատորի նոր՝ 4-րդ տպագրությունը, « Հայերը և թուրքերը» (Armenians and Turks ) աշխատությունը:
Գրքերի ստորագրումից հետո տեղի կունենա 20 րոպեանոց շրջայց Հոլոքոսթի թանգարանում:
Location
Houston Holocaust Museum (5401 Caroline st, Houston, TX, 77004, 2nd floor classroom, 713-942-8000)
Time: 1-3 pm
Book Signing
Museum tour to follow (max: 20 people)
For RSVP text or email:
832-651-2844
Թաթուլ Հակոբյանի հետ կարող եք կապվել՝ գրելով հետևյալ էլեկտրոնային նամակներին.
[email protected] կամ [email protected],
Ֆեյսբուքի էջերին.
<https://www.facebook.com/ANI-Armenian-Research-Center-368185563353351>
<https://www.facebook.com/profile.php?id=100000616638924>
Հայկական ուսումնասիրությունների ԱՆԻ կենտրոն
12 մայիսի, 2021թ
The post Հյուսթոնում՝ Թաթուլ Հակոբյանի հետ/Meet Tatul Hakobyan in Houston: հունիս/June 6, time: 1-3 pm, Holocaust Museum appeared first on Aniarc.
#news #featured #houston #tatulhakobyan #թաթուլհակոբյան #հյուսթոն
Լրագրող, Հայկական ուսումնասիրությունների ԱՆԻ կենտրոնի համակարգող և Ալիք Մեդիայի սյունակագիր Թաթուլ Հակոբյանը «Հայաստանը և Արցախը՝ 44-օրյա պատերազմից հետո» թեմայով հանդիպում-քննարկում կունենա Տեխասի նահանգի Հյուսթոն քաղաքում: Միջոցառումը տեղի կունենա հունիսի 6-ին, կիրակի օրը, Հյուսթոն քաղաքի Հոլոքոսթի թանգարանում, ցերեկվա ժամը 1-ից մինչև 3-ը: Հանդիպման ընթացքում Հակոբյանը կանդրադառնա Հայաստանում, մասնավորապես Սյունիքում, և Արցախում ստեղծված իրավիճակին՝ 44-օրյա պատերազմից հետո, Հայաստան-Սփյուռք հարաբերությունների […]