Son on senede araştırmacılar sayesinde epey yeni Örik kitabı okuyabildik. Zincirin son halkası olan bu roman da zevkle okunuyor. Nahid Sırrı'yla ilk defa tanışacaklara çok heyecan vermeyebilir, ama Örik'in haset ve "schadenfraude" kataloğunun meraklı okurları için gayet tatminkar.
İyi bayramlar, bu arada!
Dünya komünistlerinin hac yeri olması gereken, eşitlikçiliğin kabesi Çatalhöyük'te sadece bir kazı alanı ziyarete açık olduğu için biraz hayalkırıklığı yaşadık. Yine de harika hazırlanmış, çok bilgilendirici karşılama merkezi ve tüm höyüğü kaplayan hezarenler pek güzeldi.
Çorum görkemli Şapinuva ve Hattuşa'sı dışında, yeşil doğası, çok zengin bir çeşitlilik arz eden kır çiçekleri, muhteşem Frig ve Hitit eserleriyle dolu müzeleri, yakışıklı, bakımlı inekleriyle harika bir gezi güzergâhı. Hititlerin boğa ve Çorum sevgisi boşuna değilmiş.
Faşizm hakkında son yıllarda yazılan kitapların çoğu genel ve kapsamlı bir literatür taraması içinde kaybolabiliyor. Landa'nın kitabı ise baştan sona belli bir tezi, faşizmin esasen ve derinden kitle karşıtı olduğu tezini işlediği için çok daha okunaklı olmuş. Sıkılmadan çok şey öğrenip tartışmayı kafanızda sürdürerek ayrılıyorsunuz kitaptan. Tartışmaya açık bir sürü yan tezi var zira. Eleştirel teoriye bakışı, bariz Niçe nefretinin etkisiyle çok yetersiz kalmış mesela. Ama iyi kitap, okunmalı!
Tarihe ezilenlerin, yok sayılanların, emekleri asla görünmeyenlerin gözünden bakmak gerektiği, Benjamin'in o müthiş ve meşhur tespitiyle her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlığın da ürünü olduğu hep söylenir de yazarken hakkı verilemez pek.
@ismailgezgin bu hakkı gayet güzel vermiş. Çok şey öğrendim sayesinde.
Primo Levi'nin Auschwitz'teki günlerini anlattığı Bunlar da mı İnsan'ın galiba en çok etkilendiğim bölümü bu. Gündelik onca dehşetin ardından kamp sakinlerinin gördüğü en korkunç kabus, yaşadıklarını anlattıklarında kimsenin dinlememesiymiş.İnsanın işitilme arzusu ne kadar derin!
Amerika ve NATO'nun İsrail üzerinden arsızca yeni emperyalist hamleler denemesinin asap bozucu korkunç insani sonuçlarına tanıklık ettiğimiz şu günlerde peş peşe şu iki kitabı okumam sadece rastlantı değil herhalde ama bilinçli bir tercih de değildi. Sırayla İngiliz ve Amerikan emperyalizmlerini pervasızca topa tutmuş iki yazar da 1934 ve 1970 tarihli bu kitaplarında. Falih Rıfkı gazeteci olarak Londra Konferansı'nı izlemeye gittiği İngiltere'den bu seyahatname ile dönmüş.
Nergis Ertürk bu kitapta, Nazım Hikmet başta olmak üzere N. Nazif, Vâ-Nu, S. Derviş, A. Dino ve Yaşar Kemal'in ulusal edebiyattaki yerlerinden çok "Sovyet edebiyat cumhuriyeti"ne yaptıkları özgün katkılara gayet ilginç, hatta yer yer heyecan verici açılardan mercek tutuyor. Severek ve çok şey öğrenerek okudum. Sovyet ve Türk devrimlerinin iç içeliğinden modernist toplumcu gerçekçiliğe okuru birçok yeni, tartışılması gereken kavramla tanıştıran bu güzel kitabın Türkçesi seneye yayınlanacakmış.
Asıl İstanbul Hatıraları'nın methini duymuştum ama bunu görünce alıp h men okudum. Erzincan köylerinde Ermeniler, Kürtler, Türklerin yan yana, iç içe yaşadığı zamanlardan pek hoş hikayeler anlatıyor Hagop Mıntzuri. Hem edebi hem de tarihsel değeri var yazdıklarının. Bir gün mutlaka okullarda okutulan edebiyat kitaplarına girmeli, çocuklara, gençlere okutulmalı.